Kurtsohbet.Com

Özgürlüğün Gücü

KCK davasına CHP’li vekil damgası

KCK davasına CHP’li vekil damgası

20/01/2012 14:52

PKK’nın gizli sivil yapılanması KCK/TM ana davasında bugün görülen duruşmaya, davayı izlemeye gelen CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Mahmut Tanal’ın duruşma salonunda askerler ile adliye dışında polis ile tartışması damgasını vurdu

KCK davasına CHP'li vekil damgası

Mehmet TÜRK- Bayram BULUT

DİYARBAKIR – Tutuklu sanıkların salona getirilişinde CHP’li Tanal, jandarmalar arasında bulunan sanık İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey’in elini sıkıp konuşmak istemesine askerlerin izin vermemesi üzerine, kartvizitini çıkarıp askerlere göstererek CHP Milletvekili olduğunu belirtti. Tanal, “Burada farklı bir şey uygulanıyor. Buradaki asker ve polis sayısı dinleyicilerden daha fazla. Tutuklu sanıkların etrafını sarmışlar. Bunlar nereye kaçak? Kaçma durumları yok. Hepsi vasıflı insanlar” dedi. Duruşmaya verilen arada adliye çıkışında basın açıklaması yapmak isteyen Tanal ile görevli polisler arasında sert tartışmalar yaşandı.

KCK/TM ana davasında 104’ü tutuklu 152 sanığın yargılanmasına bugün Diyarbakır 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 38’inci duruşmayla devam edilirken, duruşmaya tutuklu 42 sanık katıldı. Duruşma nedeniyle adliye çevresinde sıkı önlemler alınırken, binaya girenlerin üzerleri tek tek arandı.

VEKİLDEN ASKERE TEPKİ

Duruşmayı izlemek üzere gelen CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Mahmut Tanal, sanıkların duruşma salonuna getirildiği anda tutuklu sanık İHD Diyarbakır Şube Başkanı avukat Muharrem Erbey ile görüşmek istedi. Ancak salondaki askerler CHP’li Tanal ile Erbey’in tokalaşmasına ve konuşmasına izin vermedi. Bunun üzerine Tanal, cebinden çıkarttığı kartvizitini askerlere göstererek şöyle tepki gösterdi: “Ben CHP milletvekiliyim. Bu duruşmayı izlemek için geldim. Sadece sanık Erbey ile tokalaşmak istedim. Ben bu tutumu rapor edip komisyona ileteceğim. Ben aynı zamanda Ergenekon davasını da takip ediyorum. Böyle bir şey orada görmedim ve yaşamadım. Burada farklı bir şey uygulanıyor. Buradaki asker ve polis sayısı dinleyicilerden daha fazla. Tutuklu sanıkların etrafını sarmışlar. Bunlar nereye kaçacak? Kaçma durumları yok. Hepsi vasıflı insanlar.”

KÜRTÇE KONUŞUNCA MİKROFONU KAPATILDI

Mahkeme heyetinin gelmesiyle başlayan duruşmada, tutuklu sanıklardan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey ile ilgili telefon dinlemeleri ve tape kayıtları okundu. İddialara ilişkin mahkeme heyetinin söz verdiği Erbey Kürtçe cevap verince mikrofonu kapatıldı. Erbey’in Kürtçe konuşmalarını savunma avukatları Türkçe’ye çevirerek kayıtlara geçirdi.

ROJ TV’YE DEMECİ OKUNDU

Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz, Erbey ile Roj TV spikeri arasında 23 Nisan 2009 tarihinde gerçekleşen telefon görüşmelerini okudu. Roj TV’ye konuşan Erbey’in, ’Türkiye’de işkence mağduru çocuklar bulunduğu, çocukların çalıştırıldığı ve bu çocukların hedef haline getirildiği’ sözleri dikkat çekti. Erbey Roj Tv’ye şunları söyledi: “Devlet çocukların sokak eylemlerini engellemek istiyor. Bu ülkenin Güneydoğusunda çocuklar ücretsiz ve kaliteli eğitim alamıyor. Bu çocuklar sürekli karşılarında panzer ve polis gürüyor. Bu nedenle devlete dar bakıyor. Türkiye’nin batı yakası ile Güneydoğu arasında çocuğa bakış çok farklıdır. Çünkü bölgedeki çocuğun evi yakılmış, köyü boşaltılmıştır. Bu çocuklar sürekli cezaevi kapıları önünde büyüyor. Bundan dolayı çocuklar devlete karşı antipati ile büyüyor. Bu çocuklar, enerjilerini deşarj etmek için sokak eylemlerine başvuruyor. Bu çocukların taş atması deşarj olmalarını sağlıyor. Kürt sorunun çözülmeyişinin nedenlerinden biri, çocuklarımızın içinde bulunduğu bu durumdur. Çünkü devlet çocukla empati kurmuyor, çocuğa örgüt üyesiymiş gibi bakıyor. Bundan dolayı bu çocuklar devletle barışık olamıyor.”

TRT’YE YAPMIŞ OLSA SUÇ SAYILMAYACAKTI’

Söz alan savunma avukatlarından Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar şöyle konuştu: “O dönem çocuklara 23 Nisan’da 25 yıl ceza verildiği için müvekkilimiz çocuk haklarıyla ilgili bir takım tespitlerde bulunmuştur. Müvekkilim, söz konusu konuşmayı TRT’ye yapmış olsaydı, bu suç sayılmayacaktı. Bizce Roj TV’ye verdiği demeçlerin önemsenmesi gerekiyor. Mahkeme heyetinizin de bu tespitleri dikkate alması gerekir.”

Daha sonra mahkemeye heyeti, duruşmaya öğleden sonra devam etmek üzere ara verdi.

CHP’Lİ VEKİL ADLİYE DIŞINDA POLİSLERLE TARTIŞTI

CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adliye bahçesinin dışında, duruşmanın sabahki bölümüyle ilgili yapmak istediği basın açıklamasına polis izin vermedi. Bunun üzerine görevli polisler ile Tanal arasında tartışma başladı. Tartışma sırasında polisler gazetecileri bahçe dışına çıkarmaya çalışırken Tanal gazetecilerin çıkarılmamasını ve basın açıklaması yapacağını söyledi.

Polis, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı olduğunu belirterek, burada basın açıklaması yapılmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Bunun üzerine Tanal, bir avukat olduğunu belirterek, söz konusu yerde basın açıklaması yapılmasını yasaklayan kararı görmek istediğini söyledi. Polis, kararı gösteremeyeceklerini ve burada basın açıklaması yapmalarına da izin vermeyeceklerini terkarlayarak, gazetecileri bariyerlerin dışına çıkardı. Bu sırada görevli polisler ile gazeteciler arasında sözlü tartışmalar yaşandı.

CHP Milletvekili Tanal, polis amirinin yaka numarası adını ve soyadını sorarak, hakkında suç duyurusunda bulunmak istediğini söyledi. Ancak polis amiri yaka numarasını, adını ve soyadını söylemeyeceğini belirtti. Gazetecileri bariyer dışına çıkaran görevli polisler ile CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal arasında uzun süre tartışmalar devam etti.

KÜRTÇE KONUSUNDA MAHKEMENİN İNATLAŞMASI SÖZ KONUSUDUR

Mahmut Tanal, bu gelişme üzerine bariyerler dışında yaptığı basın açıklamasında, adliye bahçesinde talihsiz bir olayla karşı karşı kaldığını belirterek, “Efendim, güvenlik gerekçesiyle emniyet personeli arkadaşlarımız o açıklamaya fırsat vermediler. Keşke olamasaydı” dedi. Tanal, davayla ilgili şunları söyledi:
“Bu dosyada dinleyici oturabileceği alan sayısı 100 kişi. Müşteki oturabileceği sandalye sayısı 80, müdafi avukatların oturacağı sandalye sayısı 80, resmi sivil polis sayısı 30 kişi ve asker sayısı da 55 kişi. Yani aslında olması gereken, dünyadaki ve ülkemizdeki uygulama şudur. Buradaki gerek müdafi, gerek müşteki, gerek emniyet sayısına baktığımızda, duruşmadaki aleniyet ilkesi uyarınca oturulacak dinleyici yerinin daha fazla ayrılması gerekir. İkinci konu, bugün konuşmaları dinlenilen İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve avukat Muharrem Erbey’in tapeleri okunuyordu. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda deliller tartışılır. Bilirkişi raporları okunur, gelen belgeler okunur. Burada tek tek tapeler iddianamede delil olarak yer aldığı için ve sanık savunmasına yer verildiği için bu tapelerin tekrar tekrar okunması, sanıklar aleyhine uzun tutukluluğa sebebiyet veriyor ve aleyhinedir. Bu şekildeki bir savunma tekniği yoktur. Üçüncü bir tespitim burada, sanık tapelerle ilgili konuşmaları söylerken başta mikrofon açık, sonradan Kürtçe konuştuğu için mikrofon kesiliyor. Ancak, konuşmalar devam ediyor. Yasamızda diyor ki; ’Eğer kişi meramını resmi dille analatamıyor ise, ücretsiz bir tercüman bulundurulur.’ En azından zaten mikrofonsuz konuşuyor. Mikrofonu verseniz ne olur, vermeseniz ne olur? Burada mahkemenin de inatlaşması söz konusudur. Devlet inatlaşmayı kaldırmaz. Bu anlamda usulde aykırılıkları bu şekilde tespit ettik.” (dha)

‘O tepki kaymakama değil devlete yönetenlereydi’

‘O tepki kaymakama değil devlete yönetenlereydi’

02/01/2012 15:40

BDP Genel Başkanı Demirtaş: Görünen o ki 35 kişinin canı, devlet nezdinde çok da kıymetli değil, büyütülecek bir olay değil, asıl facia orada kaymakamın saldırıya uğramış olmasıdır

'O tepki kaymakama değil devlete yönetenlereydi'

ANKARA – Demirtaş, parti genel merkezindeki toplantı öncesi binaya girişinde gazetecilerin sorusu üzerine, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın provokasyon yaptığına yönelik eleştirileri “iftira” olarak niteledi.  “Kaymakam da biliyor ki kendisini korumaya çalışan Hasip Kaplan ve BDP’li yöneticilerdir” diyen Demirtaş, oradaki tepkinin kaymakama değil devleti yönetenlere olduğunu söyledi.

Demirtaş, “Görünen o ki 35 kişinin canı, devlet nezdinde çok da kıymetli değil, büyütülecek bir olay değil, asıl facia orada kaymakamın saldırıya uğramış olmasıdır” görüşünü ifade etti.
Selahattin Demirtaş, 35 kişinin hayatını kaybetmiş olmasının kaymakama yönelik saldırıyla maniple edilmeye çalışıldığını savunarak, “Oradaki asıl olay bir katliamdır. Katliamın hesabını vermesi gereken hükümettir. Onun dışındaki şeyler çarpıtmadır, iftiradır” diye konuştu.

BDP Şırnak Milletvekili Kaplan ise iddia edilenin aksine kendisinin daha büyük olayları engellediğini ileri sürdü. Olay yerinde çok büyük gerilim olduğunu ve sıkıntı yaşanmaması için hükümeti uyardığını anlatan Kaplan, orada kaymakama yönelik saldırıdan dolayı üzüldüğünü ve böyle bir şey beklemediğini söyledi.

Uludere’ye dışarıdan gelen kişilerin iftira niteliğinde beyanatlarda bulunduğunu anlatan Kaplan, bununla ilgili olarak avukatlarına gereken talimatları verdiklerini söyledi.
Kaplan, “Orada 35 can gitmiş, bir katliam yaşanmış. Bu katliam yokmuş gibi kaymakama saldırı olayını ön plana çıkarıp bizi de azmettirici olarak göstermek tek kelimeyle aymazlıktır” dedi.
Söz konusu yerdeki “gerilimli ortamı” devletin istihbaratının fark edemediğini ileri süren Kaplan, bu ortama bakanlar gelmiş olsaydı, çok daha büyük olayların yaşanacağını ve kendilerinin hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Kaplan, “Asla bir ’kaymakamı dövün’ diye talimat vermem. Ne de şimdiye kadar böyle bir davranışım olmuştur. Biz siyasetçiyiz. Muhataplarımızı devlet memurları değil” dedi.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da sınır ötesi operasyon kararını TBMM’nin aldığını anımsatarak, “hesabın TBMM’den sorulacağını, kaymakamın bu konuda bir günahının olmadığını” ifade etti. (aa)

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

29/12/2011 10:58

Şırnak Uludere’de Türk Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının köylüleri vurması üzerine bir açıklama yapan BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, 3 günlük yas ilan ettiklerini söyledi.

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Şırnak Uludere’de PKK’lı sanılarak öldürüldüğü iddia edilen köylülerle ilgili olayın “aleni bir katliam” olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Suriye lideri Beşar Esad’ı hedef alan sözlerini hatırlatan Demirtaş, “Kendi halkını katleden yönetimin meşruiyeti yoktur” dedi. BDP lideri Demirtaş ANKA’ya yaptığı açıklamada Şırnak Uludere’de yaşanan olayla ilgili edindikleri bilgileri şöyle anlattı:

“Yaklaşık 50 kişiden oluşan bir grup köylü köylerine ulaşmak üzereyken karakol görevlileriyle karşılaşmış. Görevliler ‘buradan geçmeyin’ diyerek başka bir yol göstermiş. Köylüler o yola girdikten bir süre sonra uçakların bombalı saldırısına uğramışlar. Ölenlerin tamamı o köylüler. Çoğu çocuk ve gençlerden oluşuyor. Aralarında üniversiteye hazırlanan gençler var. Bunlar kaçakçılıkla geçinen köylüler. Karakoldakiler de her şeye hakim, biliyorlar.”

BDP lideri Demirtaş, yaşanan olayı “açık bir katliam” olarak nitelendirdi. Geçmişte yaşanan Muğlalı olayının bile bu kadar aleni olmadığını belirten Demirtaş, “Aleni bir şekilde savaş uçakları gelip bombalamış. Genelkurmay onayı olmadan F-16 uçakları kalkmaz. Son MGK’da operasyonlar konuşulmuş. Yaşanan bu olaydan MGK’nın tüm üyeleri sorumludur” dedi.

ERDOĞAN’A ESAD UYARISI
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de yaşanan olaylar üzerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yaptığı, “Kendi halkını katleden yönetimin meşruiyeti olmaz” sözlerini hatırlatan Demirtaş, “Bu sözlerin aynısını Başbakan Erdoğan için söylüyorum” dedi. Olayla ilgili hükümetin ve medyanın sessiz kaldığını ileri süren Demirtaş, çok büyük bir acı yaşandığını, BDP olarak 3 günlük yas ilan ettiklerini açıkladı. Demirtaş herkesi bu acıyı paylaşmaya ve olayı lanetlemeye çağırdı. (ANKA)

CHP’li Aygün: Köylülerin ölümü AKP’nin 33 kurşunu

CHP’li Aygün: Köylülerin ölümü AKP’nin 33 kurşunu

29/12/2011 13:39

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Şırnak Uludere’de yaşanan olayla ilgili, “Bu köylülerin ölümü AKP’nin 33 kurşunudur” dedi

CHP'li Aygün: Köylülerin ölümü AKP'nin 33 kurşunu

ANKARACHP Tunceli Milletvekili Aygün, CHP Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’la birlikte Şırnak Uludere’de yaşanan olayla ilgili Meclis’te basın toplantısı düzenledi. “90’lı yılların karanlıkları aydınlansın. Hesabı sorulmamış cinayetler soruşturulsun” derken 40’a yakın insanın bir gece yarısı bombardımanında öldürülmesi olayıyla şoka uğradıklarını dile getiren Aygün şunları söyledi:
Türkiye son aylarda resmen bir cinnet dönemine girdi. İçişleri Bakanı ressamın tuvalini, şairin şiirini, yazarın kitabını bir terör eylemi olarak tanımladı. Gazeteciler, avukatlar, insan hakları savunucuları cezaevine atılıyor, 30-40’ar yılla yargılanıyor. Tutuklu 99 gazeteci ile dünya rekoru kırdığımızı düşünüyoruz. Dün gece yapılan bombardımanda 40 insanın ölümünü İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in herkesi terörist ilan eden açıklamasından ayıramayız.”

Genelkurmay’ın açıklamasını da değerlendiren Aygün, soruşturma açılmasını olumlu değerlendirdi, “Ancak bu nasıl istihbarat ki orada mazot kaçakçılığı ile geçindiği yıllardır bilinen Ahmet Arif’in şiirlerine konu olan köylüler bir anda PKK’lı olup bombardıman edilerek öldürülüyor. Bu istihbaratı sorgulamak gerektiği kaanatindeyiz” dedi.

-MUĞLALI OLAYINI HATIRLATTI-

TSK’ya sınır ötesi operasyon yetkisi veren tezkerenin de tartışılması gerektiğini savunan Aygün, “Tezkere tartışmalarında hep masum insanların öldüğü vurulan köylerde sivillerin hayatını kaybettiği söyleniyor. Bakın 40’a yakın insan öldü. Sınır ötesi harekatların Türkiye’ye ne kadar yararlı olduğu konuşulmalı. Tabi her ülke kendini savunacak, terörist sızmalara karşı önlem alacak kendi gerekirse ülke dışında da sıcak takip yapacak. Bu uluslararası hukukun tanıdığı bir hak. Ancak köylülerin öldürülmesi nasıl izah edilecek. Aralarında 16 yaşında çocuklar var. Aynı aileden. Korucularında olduğu söyleniyor inanılmaz bir şey” dedi.

Genelkurmay açıklamasını “kurunun yanında yaş da yanar” olarak algıladığını ve çok üzüldüğünü anlatan Aygün, “Bu AKP’nin 33 kurşunudur. Muğlalı Paşa 33 kurşun olayıyla tarihe geçecek bir eyleme imza attı. Bu 40 köylünün ölümü de AKP’nin 33 kurşunudur” dedi.

-”İMHA AMAÇLI ATEŞ AÇILMIŞ”-

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat da olayla ilgili Şırnak il başkanı ve Uludere ilçe başkanından aldığı bilgileri paylaştı. Bu bölgede hayvan, çay kaçakçılığı yapıldığını son yıllarda ise hayvancılık bittiği için akaryakıt kaçakçılığı yapıldığının bilindiğini anlatan Fırat, daha önce kaçakçılar mayın nedeniyle kollarını bacaklarını kaybederken bu kez imha edildiklerini savundu.
Teknolojinin geliştiğini, terörist ile kaçakçılık yapan insanların ayırt edilebileceğini ileri süren Fırat, “Bu olay üzücü bir olaydır. İçişleri Bakanı herkesi PKK’nın yanında terörist ilan ediyor. BDP’yi bile işbirlikçi organik bağı var diye hedef gösterdi. Bunu İçişleri Bakanı açıklarsa sınırda askerler de orada geçen her türlü canlıyı öyldürme yetkisini kendinde görür. Bunun sorumlusu İçişleri Bakanı, hükümettir” dedi.
Olayda 35 kişinin öldüğünü, 3 kişinin yolda öldüğünü, 4 kişinin kayıp olduğunu, bir kişinin ise sağ kurtulduğunu açıklayan Fırat, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile irtibat içinde olduklarını bölgede inceleme ve cenaze törenlerine katılma noktasında bir heyetle yola çıkabileceklerini söyledi.
Fırat olayda katır sırtlarında mazot taşındığı için bombala sonrası patlamaların olduğunu katırların da yandığını söyledi. Fırat, “Aralarında PKK olamaz mı?” yönündeki soruya da şu yanıtı verdi: “Bir çatışma bölgesi dedim ama şu an bir çatışma yok. Zaman zaman olur. Kaçakçılık yapıldığı yıllardır biliniyor. İstihbarat net olarak değerlendirilip bir sonuca gidilmemiş. Canlı ne varsa öldürmek amaçlı bir saldırı. Karşılıklı çatışma yok. Önyargıyla yaklaşılmış oradaki insanlar imha amacıyla ateş açılmış.”(ANKA)

‘En daraldığım konu Kürt meselesi’

‘En daraldığım konu Kürt meselesi’

29/12/2011 2:00

CNN Türk’ün deneyimli programcısı Şirin Payzın Türkiye’de tartışma ortamının değiştiğine işaret ediyor: “Kürt meselesindeki özgür tartışma ortamı son bir yılda daraldı”.

'En daraldığım konu Kürt meselesi'Ne Oluyor? Her cuma saat 21.30 da CNN Türk ekranlarında

Bu sezon iki farklı programla ekrandasınız. Biri gündem dışı konuları da ele aldığınız ‘360 Derece’.
Gündemin dışına çok çıkamıyorum ama gündemin en önemli konusu olmayan konuları da işliyoruz. Belki o gün tartışılan en önemli konu değil ama gözden kaçmaması gereken yan konuyu işliyorum.

Peki ‘Ne Oluyor?’da neler oluyor?
“‘Ne Oluyor?’ bence henüz olgunluk döneminde değil ama ayağa kalkma döneminde.” Bir kere hiç kavga yok, ikincisi çok farklı konular denemeye başladık. Örneğin hiperaktivite, sonra aşk ve kıskançlık programı yaptık. Bir haber kanalında insanlar bu tip konuların tartışılmasını beklemiyor. Aşk, kıskançlık gibi konular gündüz kuşağı ya da magazin gibi geliyor. Oysa o program da çok ilgi gördü. O zaman anladım ki toplumun bu konuları tartışmaya ihtiyacı var. Üç hafta siyaset, bir hafta topluma, hayata dair konular konuşuyoruz. Ben gerçekten bu tartışma programı formatında ilerlemek ve o anlamda Türkiye’de iyi bir format oturtmak istiyorum. İstiyorum ki bu ülkenin insanları farklı fikirlerini dile getirebilsinler. O kadar güzel oluyor ki insanları konuşturabilmek ve onların konuşmasını sağlamak. Önce çok tepkiseldik, konuşulan her şeye kızıyorduk. Şimdi bakıyorum gelen yorumlar bile çok farklı olmaya başladı. Artık konuşan insana kızmamamız gereken bir dönemdeyiz.

Sırada hangi konular var?
Türkiye’deki flört meselesi hakkında program yapmayı istiyorum. En sevdiğim konulardan bir tanesi de din. Türkiye’de bu konuyu işlemek henüz çok zor. Söylediğiniz her şey hemen yanlış anlaşılabiliyor, hemen tepki görüyor.

Facebook’ta aleyhinize bir grup kurulduğunu hatırlıyorum.
Bazı radikal gruplar siz ne yaparsanız yapın her sözcüğü çarpıtıp bambaşka noktalara çekmekte usta. Bu bir din, bir de milliyetçilik konusunda böyle. Ne derseniz deyin siz muhakkak milleti bölmeye çalışan ya da Türk milletine hakaret eden noktaya düşüyorsunuz. Evet, kimi zaman Facebook’ta gruplar kuruluyor, Twitter üzerinden inanılmaz hakaretler, tehditler alıyorum. Öyle ki, geçenlerde bir seyirci Dersim ile ilgili yaptığımız tartışma programını beğenmemiş ve bana şöyle bir mesaj atmış: “İnşallah meme kanserinden ölürsün”. Bu kadar uç tepkiler alabiliyorum, oysa programda tarafsız noktadayım ben. İnsanlar bir gazeteci soru sorduğu zaman illa bir taraftır diye düşünüyor, “Vay efendim sen vatan haini misin? Benim dinime mi küfrediyorsun?” diyor. Böyle tehditlere alıştım, bunları biraz da konuşmaya başlamanın sancısı olarak görüyorum.

Yayın sırasında böyle mesajlar alınca moraliniz bozulmuyor mu?
Başta bozuluyordu, “Ben bunun tam tersini söylemeye çalışıyorum, insanlar niye beni anlamıyorlar” diye üzülüyordum. Sonra fark ettim ki, aslında o insanların gösterdiği tepki bana değil, değişen ortama. Artık kendi fikirlerinin de değişmesi gerektiğine gösterdikleri tepki bu. O yüzden artık şahsi almıyorum bu yorumları. Olsun, yeter ki insanlar özgür fikirlerini söyleyebilsinler.

İşin içinde olduğunuz 1993 yılından bu yana Türkiye’de nasıl bir değişim oldu sizce?
Çok değişim oldu. Şu an Türkiye bambaşka bir ülke. Muhakkak çok eksileri de var ama çok artılarının da olduğunu düşünüyorum. Büyük bir dönüşümün sancılarını yaşıyoruz. Bir taraftan üzüntülerini, bir taraftan da sevinçlerini yaşıyoruz. Her şey birbiri içine girmiş durumda. Televizyonlarda bir zamanlar tabu olan pek çok konuyu konuşabiliyoruz. Evet, aşırı tepkiler, yanlış anlamalar, rahatsız olan kesimler olabiliyor. Belki bastırılmış birtakım kesimler bu tip konular konuşulduğunda sinirleniyorlar ama ben o anlamda zamanında tabu olmuş pek çok konuya çok girebildiğimizi düşünüyorum. Dersim konusunda ben de tartışma programı yaptım iki tane. 5–10 hatta 2 sene evvel böyle bir şey konuşup tartışabileceğimiz söylense aklım asla almazdı.

Yayın sırasında otosansür uyguluyor musunuz kendinize?
Bugün itiraf etmek gerekirse en daraldığım konu Kürt meselesi. Geçen seneye kadar bu meselede çok özgür bir tartışma ve konuşma ortamı vardı. Şimdi bu alanın daraldığını düşünüyorum. Bundan üç sene evvel tam tersiydi, gerek konferanslarda gerek yaptığımız programlarda daha özgür bir tartışma ortamı vardı. Şiddeti özendirmediği, desteklemediği müddetçe özgür düşüncenin tartışılabilmesinin nasıl yararlı olduğunu gördük. Kürt aydınlar kendi içlerinde tartışabiliyorlardı. Çok milliyetçileri bu konuda tutucu olan kesimleri Kürtlerle aynı platforma getirip verimli tartışmalar yapıyorduk. Şimdi bu tartışma alanının daralmış olması endişe veriyor. Çünkü bu alan daraldıkça o istemediğimiz canavar ortaya çıkıyor.

Kayaların altında kalan cesetleri dozerler çıkaracak

Kayaların altında kalan cesetleri dozerler çıkaracak

29/12/2011 11:14

Savaş uçaklarının sivilleri vurduğu bölgede bulunan Uludere Belediye Başkanı Fehmi Yaman, ” Patlama sırasında kaya altında kalan cesetler var. Olay yerindeki cesetler insan gücüyle çıkartılamıyor. Şu an dozerler, kepçeler getiriliyor” dedi.

Kayaların altında kalan cesetleri dozerler çıkaracak

Uludere Belediye Başkanı Fehmi Yaman dün geceden beri olay yerinde olduğunu söyleyerek, “Olay Türkiye sınırlarında köye yakın bir yerde gerçekleşiyor. Buradaki köylüler Irak‘tan malzeme alıp geri geliyorlarmış. Köye dönerlerken önleri tutulmuş, köye gitmelerine izin vermemişler. Onlar geri dönüş yolundayken uçak bombalamış. Kurtulan bir kişi var. Şu an köyde mevcut cenaze sayısı 36-37 civarında. Ama parçalanmış cesetler var. Bulunmayan parçalar var, cesetlerin çoğu yanmış. Patlama sırasında kaya altında kalan cesetler var. Olay yerindeki cesetler insan gücüyle çıkartılamıyor. Şu an dozerler, kepçeler getiriliyor, kayaları kaldıracaklar” diye konuştu.

Ortasu Köyü muhtarı da şu an itibariyla 36 ölü olduğunu belirterek, ”Bombalamadan kurtulan tek kişi şimdi hastanede. Ölenlerin yaşları çok genç. Mazot almaya gitmişlerdi” dedi. (Bianet)

Savaş uçakları sivilleri vurdu

Savaş uçakları sivilleri vurdu

29/12/2011 8:58

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları gece Irak sınırında PKK’ya yönelik hava operasyonu gerçekleştirdi ancak sivilleri vurdu.

 

Sınırdaki köylüler, ölenlerin PKK’lı değil, Irak’tan katırlarla mazot getiren kaçakçılar olduğunu söyledi. PKK kamplarına yönelik hava operasyonlarından biri dün gece gerçekleştirildi. İnsansız Hava Araçları (İHA) ve termal kameralar Şırnak’ın Uludere İlçesi’ne bağlı Ortasu Köyü’nün karşısında sınırın Irak tarafında kalabalık bir grubu saptayınca, savaş uçakları havalandı. Saat 23.00 sıralarında başlayan bombardımanda 20’den fazla kişinin öldüğü açıklandı ancak vurulanlar PKK‘lılar değil sivillerdi! Ölenlerin Ortasu ve Gülyazı köylerinden Irak’a kaçak mazot getiren 18- 20 yaşlarındaki kişiler olduğu belirtildi.

DEMİRTAŞ: 31 ÖLÜ, 17 KAYIP
BDP lideri Selahattin Demirtaş, Twitter‘dan yaptığı açıklamada, Uludere’ye doğru gitmekte olduklarını belirterek, “İl başkanımız şu anda katliamin yaşandığı köyde. 28 cenaze köyde, 3′ü Malatya‘da 17 kişi de kayıp” açıklamasını yaptı.

Bombardıman bölgesinden 4 ceset Şırnak Devlet Hastanesi’ne getirilirken, bir çok yanmış ceset de köylüler tarafından traktör ve katır sırtlarında Ortasu Köyü’ne getirildi.

VALİ: ARAŞTIRIYORUZ
Öte yandan Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, olayı doğrulayarak konunun tüm yönleriyle araştırıldığını bildirdi. Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, olayın nasıl olduğu konusunda kesin bir bilginin olmadığını belirterek, “Sadece 20′nin üzerinde kişinin öldüğü yönünde bilgi var. Konuyla ilgili valilikte kriz merkezi oluşturuldu. Olay yerine savcı ve kolluk birimleri gönderildi. Olay tüm detayıyla araştırılıyor” dedi.

BELEDİYE BAŞKANI: CESETLER YANMIŞ
Bu arada Uludere Belediye Başkanı Fehmi Yaman da bombaların F-16 savaş uçaklarından atıldığını belirterek, bombalar sonucu 30 kişinin öldüğünü söyledi. Yaman, cesetlerde ağır yanıklar olduğunu ifade etti. (DHA-AA)

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

29/12/2011 10:58

Şırnak Uludere’de Türk Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının köylüleri vurması üzerine bir açıklama yapan BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, 3 günlük yas ilan ettiklerini söyledi.

Demirtaş: 3 günlük yas ilan ediyoruz

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Şırnak Uludere’de PKK’lı sanılarak öldürüldüğü iddia edilen köylülerle ilgili olayın “aleni bir katliam” olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Suriye lideri Beşar Esad’ı hedef alan sözlerini hatırlatan Demirtaş, “Kendi halkını katleden yönetimin meşruiyeti yoktur” dedi. BDP lideri Demirtaş ANKA’ya yaptığı açıklamada Şırnak Uludere’de yaşanan olayla ilgili edindikleri bilgileri şöyle anlattı:

“Yaklaşık 50 kişiden oluşan bir grup köylü köylerine ulaşmak üzereyken karakol görevlileriyle karşılaşmış. Görevliler ‘buradan geçmeyin’ diyerek başka bir yol göstermiş. Köylüler o yola girdikten bir süre sonra uçakların bombalı saldırısına uğramışlar. Ölenlerin tamamı o köylüler. Çoğu çocuk ve gençlerden oluşuyor. Aralarında üniversiteye hazırlanan gençler var. Bunlar kaçakçılıkla geçinen köylüler. Karakoldakiler de her şeye hakim, biliyorlar.”

BDP lideri Demirtaş, yaşanan olayı “açık bir katliam” olarak nitelendirdi. Geçmişte yaşanan Muğlalı olayının bile bu kadar aleni olmadığını belirten Demirtaş, “Aleni bir şekilde savaş uçakları gelip bombalamış. Genelkurmay onayı olmadan F-16 uçakları kalkmaz. Son MGK’da operasyonlar konuşulmuş. Yaşanan bu olaydan MGK’nın tüm üyeleri sorumludur” dedi.

ERDOĞAN’A ESAD UYARISI
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de yaşanan olaylar üzerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yaptığı, “Kendi halkını katleden yönetimin meşruiyeti olmaz” sözlerini hatırlatan Demirtaş, “Bu sözlerin aynısını Başbakan Erdoğan için söylüyorum” dedi. Olayla ilgili hükümetin ve medyanın sessiz kaldığını ileri süren Demirtaş, çok büyük bir acı yaşandığını, BDP olarak 3 günlük yas ilan ettiklerini açıkladı. Demirtaş herkesi bu acıyı paylaşmaya ve olayı lanetlemeye çağırdı. (ANKA)

BDP’den Cumhurbaşkanına tam destek

BDP’den Cumhurbaşkanına tam destek

09/12/2011 14:21

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Cumhurbaşkanı’ndan geri dönen Şike Yasası’na destek vermediklerini, altında imzalarının olmadığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın vetosu da bizim bu gerekçelerimizle örtüşmüştür” dedi.

BDP'den Cumhurbaşkanına tam destek

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Şike Yasası’nı değerlendirdi. Üç partinin üzerinde uzlaştığı, BDP’nin karşı çıktığı Şike Yasası’nın jet hızıyla bugün Meclis Genel Kurulu gündemine getirildiğini ifade eden Kaplan, “Oysa bu yasanın Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi için 48 saat beklemesi gerekirdi. Bu kural açıkça ihlal edilmiştir” dedi. Şike Yasası’nı desteklemediklerini ifade eden Kaplan, şöyle dedi:

“Şunun bütün kamuoyu tarafından bir kez daha açık ve net bilinmesini istiyoruz. Biz bu yasaya destek vermiyoruz. Altında imzamız yok. Bizim bu konuda herhangi bir uzlaşmamız söz konusu değildir. Adımıza konuşanlar gerçeği saptırmaktadır. Biz bu şikeye asla alet olmadık, olmayacağız.”

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın vetosu da bizim bu gerekçelerimizle örtüşmüştür” diyen Kaplan, şöyle dedi:

“Bugün üç partinin ortak önergesiyle Danışma Kurulu’na katıldık. Bütçe görüşmeleri kesintisiz biter, gelenek gereği araya başka yasalar maydanoz edilmez. Başka görüşmeler konulmaz. Üç parti bunu ihlal ettikleri için biz de BDP olarak bu ihlallerine karşı Meclis bütçe görüşmelerine Meclis tarihinde bir ilk olan HES’lerle ilgili araştırma önergesini koyduk.”

“ŞİKE YASASI ADETA BAŞBAKAN’IN OYLANMASINA DÖNMÜŞTÜR”
“Şike Yasası bu haliyle siyasette, Meclis’te şike dönemi başlatmıştır. Şikeci siyasette AKP-CHP-MHP birlikte hareket etmektedir” diyen Kaplan, şöyle devam etti:

“Şike Yasasında ortaya çıkan bir başka gerçek de şu olmuştur. Şike Yasası’nda ‘lider sultası’ damgasını vurmuştur. Dikkat edilirse AKP’nin içindeki muhalif sesler birden kesilmiştir. Muhalif düşünenler tırsmıştır, susmuştur. Meclis’in, milletvekilinin iradesinin özgür olmadığı lider kararı grup kararıyla ortaya çıkmıştır. Şike Yasası adeta Başbakan’ın oylanmasına dönmüştür. Hasta Başbakan’ın isteğine evet diyen adeta şikede duygu sömürüsü yapan bir yaklaşım gelişmiştir.” (ANKA)

Leyla Zana: 88 yıllık sistem acil olarak değişmeli

Leyla Zana: 88 yıllık sistem acil olarak değişmeli

09/12/2011 14:29

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) yapılan 8. Kürt Konferansı’nda, Leyla Zana, “Bu 88 yıllık sistem artık toplumun taleplerine cevap vermiyor. Acil olarak sistemin değişmesi lazım” dedi.

Leyla Zana: 88 yıllık sistem acil olarak değişmeli

Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü Jürgen Klute ise Başbakan Erdoğan’ın Dersin özrüne işaret ederek, “Belki de ileride bir başbakan bugün Kürdistan’da olanlardan dolayı özür dileyecek” şeklinde konuştu. AB Haber’e göre, Avrupa Parlamentosu’nda 7-8 Aralık’ta yapılan 8. Kürt Konferansı’nda, Türkiye’den ve uluslararası katılımcıların sunumlarıyla evrensel haklar, Kürt sorunu ile Türkiye’deki yeni anayasa çalışması ele alındı.

AP’de iki gün süren “Türkiye’de Demokrasi Arayışı – Evrensel Haklar ve Kürtlerin Kaderlerini Belirleme ile Yeni Anayasa Üzerindeki Mücadeleler” başlığında 8. Kürt Konferansı, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı Kariane Westrheim’in bilgilendirme konuşması ile başladı. Bilgilendirme konuşmasından sonra, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekilleri Leyla Zana, Ahmet Türk ve AP Milletvekili, Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü Jürgen Klute konuştu. Leyla Zana, “Sekizinci konferansımızı oldukça zor bir dönemde düzenliyoruz. Van depremi sadece evleri, binaları değil bana kalırsa sistemi de yıktı. Bu 88 yıllık sistem artık toplumun taleplerine cevap vermiyor. Acil olarak sistemin değişmesi lazım” dedi.

“MEVCUT ANAYASADA KÜRTLER YOKTUR”
Ahmet Türk ise, “Ben bugün Kürtlerin yeni anayasadan beklentileri nedir ve bu anayasa nasıl herkesi kucaklayabilir ondan bahsetmek istiyorum. Anayasalar barışın ve toplumsal yaşamın en büyük parçasıdır. Türkiye’de bugün yaşanan çatışmalı sürecin en büyük nedeni darbe anayasasıdır. Mevcut anayasada Kürtler yoktur. Bugün eşit yurttaşlık hakları anayasada garanti altına alınmalıdır” şeklinde konuştu. Jürgen Klute, “Ben Türk anayasasıyla ilgili çok fazla şey söyleyemem çünkü bu konuda uzman değilim” diyerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim olayları ile ilgili özür dilediğini ve bunun çok olağan bir gelişme olmadığını vurguladı. Klute, şöyle devam etti:

“Bu gelişmeyi not almak lazım. Şu ana kadar yapılanlar bir ilk adım olarak düşünülebilir. Belki de ileride bir başbakan bugün Kürdistan’da olanlardan dolayı özür dileyecek. 12 Haziran seçimlerinden sonra barışçıl bir çözüm bulunacağına dair inancımız vardı. Ancak, seçimlerden sonra durum kötüye gitti. Öcalan’la seçim öncesi yapılan diyalog durdu. Kayıpların sayısı çok yükseldi ve sonuçta beklentilerimiz boşa çıktı.”

“ZAYIFLATILMIŞ BİR TÜRKİYE, KÜRT MESELESİNİ ÇÖZEMEZ
İhsan Dağı, “Türkiye 12 Eylül rejiminden sonraki Türkiye değil. Biz Türkiye’yi 12 Eylül’den sonraki Türkiye gibi anlatırsak, birinci olarak doğru bir tablo çizmemiş oluruz, ikinci olarak da çizdiğimiz bu tabloyu dünyaya anlatamayız” şeklinde konuşarak şu ifadeleri kaydetti:

“Zayıflatılmış bir Türkiye, Kürt meselesini çözemez. Ancak kendine güvenen ve farklılıklarını koruyan bir Türkiye Kürt sorununu çözebilir. Bu yüzden Kürt meselesinin çözümü için Türkiye’nin zayıflamasını beklemek yanlış bir tutumdur.” (ANKA)

‘Saçımızı kestik, bizi de alın’

‘Saçımızı kestik, bizi de alın’
ANF
15:14 / 08 Aralık 2011

ANKARA – Hopa’da Metin Lokumcu’nun öldürülmesinin ardından Ankara’da yapılan protestoda gözaltına alınıp tutuklanan öğrencilerin durumuna dikkat çekmek için akademisyenler, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, CHP milletvekili Şafak Pavey ve öğrenciler saçlarını kestirdi.

Eğitim Sen Ankara Üniversitesiler Şubesi, yarın görülecek olan Hopa davasına ilişkin Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Ankara Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi üyesi akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı. Eylemde, “Öğrencime dokunma saçının tek bir teline bile” pankartı açılırken, sık sık, “Polis elini üniversiteden çek”, “Saçımızı kestik bizi de alın” sloganları atıldı.

500’YE YAKIN ÖĞRENCİ CEZAEVLERİNDE

Katılımcılar adına açıklama yapan Araştırma Görevlisi Cenk Yiğiter, 500′e yakın öğrencinin cezaevlerinde tutuklu bulunduğunu, öğrencilerin dersliklerinde, üniversitelerinde değil cezaevi koğuşlarında tecrit hücrelerinde olduğunu belirterek,”Metin hocamızı katledenler öğrencilerimize tüm vahşetiyle saldırdılar, saldırmaya devam ediyorlar. Öğrencilerimiz joplarla öldüresiye dövüldü, kemikleri kırıldı, gözaltına alındı ve tutuklandılar. Aylardır cezaevlerinde tecrit koşullarında, insanlık onuru için mücadele etmeye, bizlerin umudu ve gururu olmaya devam ediyorlar” dedi.

‘TERÖR BUYSA BİZDE TERÖR SUÇU İŞLİYORUZ’

Öğrencilerin yalnız olmadığını belirten Yiğiter, “Terör dediğiniz şey buysa eğer buyurun biz de terör suçu işliyoruz” dedi. Bugün “terörle mücadele” edenlerin baskın yaptıkları evlerde bir tek silah bulmadığına dikkat çeken Yiğiter, “Onların uzmanlık alanı öğrencilerimizin, gençlerin, muhaliflerin, parti ve sendika yöneticilerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin evinden çuval çuval dergi ve kitabı paketleyip, savcılığın önüne delil diye bırakmaktır. Bugün ‘ileri demokrasi’ diye bize yutturulmaya çalıştıkları bu manzaradır” diye konuştu. AKP iktidarının fermanını açıkladığını dile getiren Yiğiter, bu ülkede parasız eğitim, anadilde eğitim talep etmenin ve puşi takmanın tutuklama sebebi olduğuna vurgu yaptı.

‘AKP ÖĞRENCİLERE AÇIKÇA SAVAŞ AÇMIŞTIR’

AKP’nin Türkiye’de köklü bir geçmişe sahip öğrenci muhalefetine karşı açıkça savaş açtığını belirten Yiğiter, AKP’nin tutuklama dalgalarıyla dışarıdaki insanları kuşatarak, Türkiye’yi bir hapishaneye, toplama kampına çevirmeye çalıştığını söyledi. Akademisyenler ve öğretim elemanları olarak saç kesmenin bir “Terör suçu” olarak sayılmasını eleştirdiklerini belirten Yiğiter, “Madem saç kesmek terör suçu biz de bu suçu işleyeceğiz. Sonra saçlarımızı keseceğiz. Sonra saçlarımızın bir kaç telini mektup zarflarına koyacağız. Ancak biz mektubu cezaevine göndermek istemiyoruz. Biz yarın öğrencilerimizi arkadaşlarımızı kampuslarında görmek isteriz” dedi. Yiğiter, herkese yarın görülecek olan duruşmaya katılma çağrısında bulundu.

Açıklamanın ardından BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Prof. Dr. Mithat Sancar ve öğretim görevlileri ile bazı öğrenciler saçlarını kestirdi.

‘İNSAN ONURU HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİDİR’

BDP’li Önder, saçını kestirirken, “Hopa direnişinin iddianamesi sadece ileride mizah dergilerine konu olacaktır. Öğrencilerin hep yanında duracağız, giden saçımız olsun, insan onuru her şeyden daha önemlidir ve kıymetlidir” dedi.

ANF NEWS AGENCY

Saç kesme eylemine vekil desteği

Saç kesme eylemine vekil desteği

08/12/2011 15:42

CHP milletvekili Şafak Pavey ve BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Hopa olayları davası” kapsamında tutuklanan öğrencilere destek olmak için saçlarını keserek olayı protesto ettiler.

Saç kesme eylemine vekil desteği

Eğitim Sen Ankara Üniversitesi Şubesince, Cebeci Kampüsü girişinde, Hopa’da çıkan olaylarla ilgili, Ankara‘da düzenlenen gösterilere dair başlatılan soruşturma kapsamında öğrencilerin tutuklanmasını protesto etmek için eylem düzenlendi. Eyleme, CHP milletvekili Pavey, BDP milletvekili Önder, öğretim üyeleri ve çok sayıda üniversite öğrencisi katıldı.

Pavey ve Önder ile diğer katılımcılar tutuklanan öğrencilere destek olmak amacıyla ve olayı protesto etmek için saçlarından bir tutam keserek, yarın ki duruşmada tutuklu öğrencilere verilmek üzere zarfa koydular. Önder, yaptığı açıklamada “Hopa direnişinin iddianamesi sadece ileride mizah dergilerine konu olacaktır. Öğrencilerin hep yanında duracağız, giden saçımız olsun, insan onuru her şeyden daha önemlidir ve kıymetlidir” değerlendirmesinde bulundu. Pavey de, tutuklu öğrencilere saçını keserek gönülden sevgilerini gönderdiğini belirtti.

Eyleme destek veren Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar da, öğrencilerin tutuklanmasının “büyük bir haksızlık” olduğunu savundu.
Grup adına yapılan açıklamada ise, disiplin cezası adı altında öğrencilere verilen cezalarda artış olduğu ileri sürülerek, “Bizler öğrencilerimizin saçlarının bir teline bile kıyamazken, onlar öğrencilerimiz üzerinden onurlu bir gelecek umudunu yok etmek üzere var güçlerini seferber ediyorlar. Yarın ki duruşmada yargılanacak olan öğrencilerimiz olmayacak, bu ülkenin geleceği yargılanacak” görüşüne yer verildi. (AA)

Kaplan: Batsın böyle ekonomi

Kaplan: Batsın böyle ekonomi

08/12/2011 19:36

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, “Siz elektriği, KDV, ÖTV ile vatandaşı soğana çevirmek, sömürmek, cebindeki kuruşu almak için kullanıyorsunuz. Edison mezardan kalksa yakanıza yapışır, ambleminizdeki ampulü patlatır, size de bir tane çakardı” dedi

Kaplan: Batsın böyle ekonomi

TBMMTBMM Genel Kurulunda, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde BDP Grubu adına konuşan Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, sözlerine, “Kuran’a el basarım ki milletvekillerinin yüzde 90′ı bütçe raporunu okumamıştır” diyerek başladı. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin “Yemin ederim ki sen de ilk sayfaları dışında bir yerini okumamışsındır” sözlerine, Kaplan’ın “Senin yeminin seni çarpsın” karşılığını vermesi, Genel Kurulda gülüşmelere yol açtı.

Kriz dönemlerinde 3 yıllık bütçe rakamlarının belirlenemeyeceğini savunan Kaplan, “Sayın Maliye Bakanı’nın keyfi yerinde. Gidip memleketi Hasankeyf’te oltayı atsın sazan avlasın ama Mecliste sazan avlamasın” dedi.

Orta Vadeli Program’ın güvenlik harcamalarıyla delindiğini öne süren Kaplan, şunları söyledi:

“Asker artmış, polis artmış, sözleşmeli artmış. Bütçede tek artan Milli Savunma Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı. İdris’in keyfi yerinde. Temel buna niye kızmasın? Her şeyi vermişsiniz. 2 milyon silahlı güç de emrinde. Astığım astık, kestiğim kestik, bu memlekette istediği hukuku uyguluyor.

Maliye Bakanı konuşurken ‘bütçe samimi’ diyor. Bütçenin samimisi olur mu? Muhabbet mi ediyoruz? Vatandaşın parasını alıyoruz, harcıyoruz, denetliyoruz. Muhabbet kuşu mu besliyoruz samimi olacak.”

“İŞKENCEDE CEREYAN YEMİŞ BİRİSİ OLARAK…”
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına ayrılan payı eleştiren Kaplan, “Buraya göstermelik bir para aktarırsan Van depreminde böyle enkazın altında kalırsın” dedi.

GAP’a ayrılan payın da yetersiz olduğunu savunan Kaplan, “Eskiden zam vardı sonra otomatik zam oldu sonra Hükümet zammın adını ‘uyarlama’ diye ayarladı. Bu kadar pişkinlik hiç bir hükümette görülmedi” diye konuştu. Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:

12 Eylül‘de darbesinde işkencede cereyan yemiş birisi olarak Edison’un kemiklerinin nasıl sızlatıldığını bilirim. Elektriğin aydınlanma aracı olarak insanlığın hizmetinde olması gerekmiyor mu? Siz elektriği, KDV, ÖTV ile vatandaşı soğana çevirmek, sömürmek, cebindeki kuruşu almak için kullanıyorsunuz. Bu zulüm değil mi? Edison mezardan kalksa yakanıza yapışır, ambleminizdeki ampulü patlatır, size de bir tane çakardı.

Bu Hükümetteki bazı bakanlar insanı şaşkına çeviriyor. Bir AB Bakanı var. AB Bakanı geçen gün ‘Kamyon sürdüm Leonardo da Vinci’ diyor. Şoför kafası bu. Kamyonla AB‘ye girmeye çalışan bir bakan var. Kamyonla AB‘ye girilmez. AB‘nin demokrasi, Kopenhag kriterleri vardır; adalet, eşitlik, özgürlük… Kamyon sürmeden önce bunları öğreneceksiniz.”

“BATSIN BÖYLE BİR EKONOMİ”
Dış politikada sıfır sorundan “sırf soruna” geçildiğini öne süren Kaplan, Türkiye‘ye komşu ülkeleri saydı. Kaplan, “Bir tarafta da Karadeniz var, onunla da sorun yaşayacak halimiz yok ya?” dedi.

Kaplan, “Siz bu kafayla 2023 stratejileri çizmeyin. 2013′e kendinizi zar zor atarsınız. 2013 yerel seçim, 2014′de Cumhurbaşkanı seçimi, arkasından 2015 milletvekili seçimi var. Bu üç hendeği de atlatırsanız biz de bir daha vekillik yaparsak namerdiz. İstifayı basıp eve gideceğiz” diye konuştu.

Türkiye‘nin tutuklamalarda dünyanın birinci sırasında yer aldığını söyleyen Kaplan, “Çünkü ağzını açan, rüya gören, düşünen, kitap yazan yazmayan, makale yazan yazmayan, herkes terörist diye içeri atılıyor, üç sene sonra mahkemeye çıkıyor” dedi.

Bütçeye yönelik eleştirilerini sürdüren Kaplan, “Batsın böyle bir ekonomi, böyle bir bütçe” diye konuştu.

Kaplan, AK Parti‘ye yönelik, “Siz birinci döneminizde mağduriyet edebiyatıyla geldiniz, mazoşist bir siyaset uyguladınız. İkinci dönemde aynı edebiyatla geldiniz, bu sefer sadomazoşizm siyaseti yaptınız. Bu kalfalık dönemi kararsızlıktı, hangi tarafa meyledelim diye… Ustalık döneminde sadist siyaset dönemi başladı” ifadelerini kullandı.

VAN, KOBAY KENT OLMAYA DEVAM EDİYOR”
BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt da konuşmasına tutuklu milletvekillerini anımsatarak başladı ve “Tutuklu milletvekilleri ya buraya gelecekler ya da biz onurlu bir direnişle onların yanına gideceğiz” dedi.

Bütçeden Van halkının payına düşen hiç bir şey olmadığını öne süren Kurt, “Van, yok hükmünde sayılmıştır. Van üşümeye, Hükümetin kobay kenti olmaya devam ediyor” diye konuştu.
Türkiye‘nin OECD ülkeleri arasında bölgesel eşitsizliğin en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu savunan Kurt, Hükümetin, Doğuya karakol, kışla ve cezaevinden başka bir şey yapmadığını ileri sürdü.

KCK operasyonlarına değinen Kurt, “Ortadoğu‘nun en büyük demokrasi hareketini cezaevlerine doldurarak sonuç almayı umuyorsunuz ama sonuç alamayacaksınız” ifadelerini kullandı.

CHP‘ye de seslenen Kurt, “Terörün finansmanıyla ilgili yasaya karşı çıkmazsak, sadece biz Kürtler yanmayacak. Türkan hocanın derneğine de el konulacaktır. Silivri‘ye gidip mahkeme izlediğiniz için mal varlığınıza el konulabilecektir, bu tasarıya karşı çıkın” diye konuştu.

“Kürt sermayesinin tasfiye edildiğini” iddia eden Kurt, “Öyle bir bütçe yapmışsınız ki insanın dönüp ‘hayırlı olsun’ diyesi gelmiyor. Biz sizin bütçenizden umutlu değiliz ve bu ülkenin gerçeğiyle örtüşmüyor” dedi.(aa)

Iğdır Belediyesi’nde dinleme cihazı bulundu

Iğdır Belediyesi’nde dinleme cihazı bulundu

08/12/2011 14:53

Iğdır Belediyesine bağlı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü odasında elektrik prizine yerleştirilmiş dinleme cihazı bulundu. Belediye Başkan Vekili BDP’li Hüseyin Malk, savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

Iğdır Belediyesi'nde dinleme cihazı bulundu

Suat DENİZ

IĞDIR – Olay, Iğdır Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürünün odasındaki klimanın arızalanması üzerine ortaya çıktı. Çağrılan elektrik görevlisi, prize elektrik gelmemesi üzerine tamir etmek için söktü. Ortam dinleyici ve verici özelliğine sahip sim kartlı SMA 2002 model kibrit kutusundan biraz büyük olan cihaz tutanakla Iğdır Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.

Belediye Başkan Vekili Hüseyin Malk, konuyla ilgili yaptığı açıklamada kamu hizmeti veren bir kurum olduklarını ve izinsiz dinlenmenin etik olmadığını belirterek, savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

Yaklaşık 7 ay önce İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, ihaleye fesat karıştırıldığı iddiasıyla belediyeye operasyon düzenlenmiş, İmar ve Şehircilik Müdürü olan Belediye Başkan Yardımcısı Adem Yaşa’nın da aralarında bulunduğu 10 kişi tutuklanmıştı. Belediye yetkilileri dinleme cihazının 19 ay önce polisin belediyeyi boşaltarak arama yaptığı sırada yerleştirilmiş olabileceğini iddia etti.

Belediye Başkanı BDP’li Mehmet Nuri Güneş de terör örgütüne üye olmaktan 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum olmuştu. (dha)

‘AK Parti statükonun bir parçası oldu’

‘AK Parti statükonun bir parçası oldu’

05/12/2011 14:16

Toplumsal Bellek Platformu Üyeleri, BDP Grubunu ziyaret etti. BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, AK Parti’nin “dönüşerek statükonun önemli bir parçası haline geldiğini” söyledi.

'AK Parti statükonun bir parçası oldu'

Platform sözcüsü Turan Dursun’un oğlu Abit Dursun, ziyarette yaptığı konuşmada, iki yıl önce yine TBMM‘yi ziyaret ettiklerini anımsattı. O zaman Araştırma Komisyonu kurulması taleplerini ilettiklerini hatırlatan Dursun, insanlığa karşı işlenen suçların uluslararası sözleşmeler çerçevesinde zaman aşımı kavramanın içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Dursun, iki yılda araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin verilen toplam 15 önergenin Genel Kurulda reddedildiğini söyledi. Platform üyelerinin kendini tanıtmasının ardından BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da sözlerine, “Ben de 3 Haziran 1994′de öldürülen Savaş Buldan’ın eşiyim” diyerek başladı.

Buldan, faili meçhul cinayetlerde tetiği çekenlerin, emri verenlerin yargılanmadığını, ancak öldürülenlerin yakınlarına ve mağdurlara dava açıldığını savundu. “Faili meçhuller Türkiye‘nin kanayan bir yarası” diyen Buldan, bu konuda araştırma komisyonun kurulması için bir çok önerge verdiklerini ifade etti.

En son perşembe günü önerge verdik
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da, zaman aşımıyla ile ilgili Anayasa değişikliği yapılırken önerge verdiklerini ancak bunu kabul edilmediğini anlattı. Faili meçhullerle ilgili en son geçen perşembe günü araştırma komisyonu kurulması için önerge verdiklerini anımsatan Kaplan, Sivas Davası’nın da takipçisi olduklarını belirtti. Kaplan, “Bu davanın ve diğer davaların gerçeğiyle yüzleşildiği zaman AK Parti içinden çok fazla üst düzey kişi, bakan, milletvekili sanık kürsüsüne oturacaktır. AK Parti‘nin korkusu bundandır” dedi.

BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise, zaman aşımı probleminin, konuyla ilgili BM sözleşmelerinin imzalanması durumunda aşılabileceğini savundu. AK Parti‘nin “dönüşerek statükonun önemli bir parçası haline geldiğini”  belirten Önder, “AK Parti kurtla parçalayıp çobanla ağlayabiliyor” diye konuştu. Sorular üzerine Abit Dursun, AK Parti‘den randevu taleplerine yanıt gelmediğini söyledi. Metin Altıok’un kızı, Platform üyelerinden Zeynep Altıok, “Sivas Davası ve zaman aşımı konusunda” taleplerini içeren dilekçeyi okudu. (AA)

Demirtaş: Devlet, çocuklara el koyamaz

Demirtaş: Devlet, çocuklara el koyamaz

04/12/2011 11:33

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şiddete bulaşan çocukların yurtlara yerleştirileceği açıklamalarına tepki göstererek, ‘Bu çocukların mensup olduğu Kürt halkı, TC ile sorun yaşıyor. Devletin çocuklara el koyması mümkün değil’ dedi.

Demirtaş: Devlet, çocuklara el koyamaz

Ramazan YAVUZ – Bayram BULUT

DİYARBAKIR – Demirtaş, Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın taş ve molotof atanlar dahil, ailelerinin sahip çıkmadığı çocukların yurtlara yerleştirileceğiyle açıklamasını eleştirdi.

Bu tür tartışmaların daha öncede bazı hükümet yetkilileri ve valiler tarafından gündeme getirildiğini belirten Demirtaş, şöyle dedi:

“Bunu daha önce ifade eden vali, hükümet yetkilileri oldu. Ama, burada temel bir toplumsal sorun var. Bütün bu yaşananlardan kaynaklı ortaya çıkan bütün sorunlar Kürt sorunundan kaynaklanıyor. Temel sorun; Kürt sorunudur. Siyasal, sosyal, ekonomik sorunlar bütünlüklü olarak ele alınıp, tartışılmayıp çözüm üretilmedikçe buradan hiç bir çözüm çıkmaz. Bu çocuklar sorunlu çocuklar değildir. Bu çocukların mensup olduğu Kürt halkı Türkiye Cumhuriyeti devletinin politakaları nedeniyle sorun yaşıyor. Sorun budur. Valiler sorun çözecekse, çözüme yardımcı olacaksa temsil ettikleri hükümete Kürt sorunun çözümü konusunda mesaj versinler.”

“DEVLET, ÇOCUKLARA EL KOYAMAZ”
Devletin anne, babası, ailesi olan çocuklara el koyamayacağını dile getiren Demirtaş, bunun mümkün olmadığı gibi, böyle bir anlayışın da doğruluk payı bulunmadığını savundu. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şöyle konuştu:

“Devletin annesi babası olan bir çocuğa, ailesi olan bir çocuğa zorla el koyması gibi bir uygulama yasalarımızda yoktur. Böyle bir yetkiyi kullanamaz. Böyle bir şey doğru da değil. Tam tersi böyle bir şey daha ciddi sorunlara yol açar. Büyük sorunlara daha ciddi sorunlara yol açar. Tartışılacaksa eğer çocuklar daha iyi eğitim almalıdır, daha sosyal ve ekonomik koşullarda, daha iyi sağlık hizmeti almalıdır. Bütün bu eksiklikler çocuklar açısından sorundur. Şu anda yaşanan ortam çocukların gelişimi için pozitif bir ortam değil. Ama bunu düzeltmenin yolu da çocuklara ve ailelerine devlet zulmünü dayatmak değildir. Böyle bir şeyi kimse uygulayamaz ve aklından bile kimse bunu geçirmesin. Aileler de, halk da izin vermez.” (dha)

Alacakaranlık ve acı dolu 10 yıl

Alacakaranlık ve acı dolu 10 yıl

04/12/2011 2:00

Faili meçhul soruşturması 1990′lardaki acı günlerle hesaplaşma umudu doğurdu. Radikal, karanlık on yılın tablosunu çıkardı.

Alacakaranlık ve acı dolu 10 yıl

PKK’ya yardım eden işadamlarının ve sanatçıların listeleri elimizde…” Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in 4 Kasım 1993’te cümleyi kurmasından çok kısa bir süre sonra Türkiye, peş peşe öldürülen Kürt işadamları ve bürokratların haberlerini okumaya başladı. Çiller’in 1993’teki bu sözleri bir anlamda karanlık, korkutucu, acımasız, pervasız ve gayrimeşru olaylara açılan kapı oldu. Türkiye, 90’lı yıllar boyunca faili meçhuller, köy boşaltmalar, toplu öldürmeler, siyasi cinayetler, yargısız infazlar, ‘asker – polis – mafya’ tarafından oluşturulmuş çeteler, provokasyonlar ve bunlara uydurulmaya çalışılan kılıflarla uğraştı. Çiller’in cümlesinin gerçek anlamı ise emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın itiraf gibi ifadesiyle ortaya çıktı. Kıyat “1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler devlet politikasıydı” dedi. Yani Çiller 1993’te belki de tüm on yıl için ‘malumu ilam etmiş’ olmaktan başka bir şey yapmadı.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre bu 10 yılda yalnız polis bölgesinde 1912 siyasi cinayet işlendi. Bunun 608’i faili meçhul olarak bildirildi. Tansu Çiller’in bu meşhur cümlesini takip eden dönemde ise 1993’te 411, 1994’te 453 olmak üzere 864 siyasi cinayet işlendi, 303’ü faili meçhul olarak kaldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) göre bu rakamların misliyle fazla insan öldürüldü. Öldürmeler akademisyenler, askerler, işadamları, siyasetçiler avukatlara uzandı.
TBMM’de 1993’te kurulan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyesi Hüsamettin Korkutata, sonucu şu ünlü cümleyle anlattı: “Görüldü ki vatan, millet dedikleri şey para, pul, kaçakçılık ve rant işidir.” Tansu Çiller’in danışmanı Memduh Bayraktaroğlu ise ‘Çillerli Yıllarım’ adlı kitabında “Resmi olmayan, sabıkalı isimlerden özel bir tim kuruldu. Bu tim daha sonra uyuşturucu ticaretine karıştı. O dönemde sivrisinek öldürür gibi insan öldürüldü” diye yazdı.
Eski özel timci Ayhan Çarkın’ın itiraflarıyla bugün bu karanlık dönemle hesaplaşma başladı. İşte karanlık 10 yılın tablosu…

Rakamlarla ‘alacakaranlık’ 10 yıl
1912: İçişleri Bakanlığı’na göre polis bölgesinde 1990 – 2000 arasında işlenen siyasi cinayet.
608: 1912 siyasi cinayetten 608’i faili meçhul kaldı.
1165: ‘Yargısız infazlar’ o yılların korkulu rüyasıydı. Kayıtlara geçen rakam 1165 oldu. (TİHV)

Gözaltı ve cezaevinde
403: kişi öldü (TİHV)
205: 1990 – 2000 yılları arasında ‘kayıp’ sayısı (TİHV)
253: Türkiye’deki toplu mezar sayısı (İHD)
3541: Boşaltılan köy ve mezra sayısı (İHD)

1990’lı yılların baş aktörleri
Alacakaranlık yıllarında pekçok önemli aktöre de tanık olduk. Aktörler siyaset, istihbarat, asker, polis, kontrgerilla ve yeraltı dünyasına ait isimlerden oluşuyordu. Başrollerde ‘özel ordu’ kurduğu iddia edilen siyasetçi dönemin Başbakanı Tansu Çiller, sonraki yıllarda ‘suç örgütü yöneticisi’ kararıyla Susurluk’tan hüküm giyen polis Mehmet Ağar, geçen hafta faili meçhul soruşturmasında gözaltına alınıp bırakılan MİT’çi Mehmet Eymür, Korkut Eken, JİTEM’in kurucularından Ergenekon tutuklusu Veli Küçük, ‘yaşayıp yaşamadığı’ hâlâ tartışılan ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı vardı. Eski özel tim polisleri Susurluk hükümlüleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Ercan Ersoy ve Ziya Bandırmalıoğlu’ysa bu süreç içinde infazlarda, kayıplarda görev aldı.

3 Kasım 1996’daki Susurluk kazası bir dönemin sonu oldu
3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen kazada Türkiye’yi karıştıran kirli ilişkiler açığa çıktı. Kaza siyaset-mafya-polis-istihbarat ilişkisini belgeledi. Kazada polis Hüseyin Kocadağ, ülkücü mafya Abdullah Çatlı ile sevgilisi Gonca Us öldü. DYP Milletvekili Sedat Bucak yaralı kurtuldu. İstanbul DGM Başsavcılığı 11 Kasım 1996’da, cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak gerekçesiyle soruşturma başlattı. Sanıklardan Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy, Mustafa Altunok , Abdülgani Kızılkaya, İbrahim Şahin, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Enver Ulu, Ali Fevzi Bir, Yaşar Öz, Haluk Kırcı ve Sami Hoştan ceza aldı. Mehmet Ağar da aynı dava kapsamında 2011’de hapis cezasına çarptırıldı.

Gözyaşları Seyit Rıza için aktı

Gözyaşları Seyit Rıza için aktı

03/12/2011 16:43

Muş BDP İl Başkanlığı Genel Kurulu’na katılan Muş Milletvekili Sırrı Sakık, kürsüde Dersim olaylarıyla ilgili olarak idam edilen Seyit Rıza ile ilgili konuşurken gözyaşlarını tutamadı.

Gözyaşları Seyit Rıza için aktı

BDP İl Başkanlığı tarafından spor salonunda yapılan kongreye Muş Miletvekilleri Sırrı Sakık ve Demir Çelik katıldı. Kongrede konuşan Muş Milletvekili Sırrı Sakık, şöyle konuştu:

“Sason’da bir mahkeme kuruyor. Mahkemeyi insanlarla dolduruyorlar. Sonra hakim geliyor. Hiçbir sorgulama yok. 1’den 15’e kadar idam, 15’den 90’ıncı sıraya kadar 15’er yıl. 90’dan sonrası beraat ediyor. İşte Kürtlerimiz, tarihi politikalarla atalarımız, dedelerimiz karşı karşıya kaldılar. Sason’da başka bir yerde idam sehpaları kuruluyor. 21 daracağı ama 19 kişi gönderiyorlar. 19 kişiyi asıyorlar. 21’i tamamlamaları lazım. Oradan eşekle geçen bir baba ve oğulu alıyorlar ve daracağına götürüyorlar.”

1938’de idam edilen ve Dersim olaylarının simgesi haline gelen Sırrı Sakık, ses tonu değişti ve birden gözyaşlarını tutamadı. Sakık’ın imdadına o sırada atılan sloganlar yetişti. Sırrı Sakık, konuşmasının sloganlar ile kesilmesi üzerine eğilerek gözyaşlarını sildi. (DHA)

“Yeni anayasada anadilde eğitim şart”

“Yeni anayasada anadilde eğitim şart”

03/12/2011 17:39

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Yeni anayasada Kürt sorununu çözeceksek, anadilde eğitim olmak zorundadır” dedi.

"Yeni anayasada anadilde eğitim şart"

Demirtaş, partisinin İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, meydanda bulunanların hükümete en güçlü mesajı verdiğini söyledi. Kürt halkının “bu topraklara barış ve kardeşlik gelsin diye 80 yıldır isyanda olduğunu ve bugün de isyanını sürdürdüğünü” iddia eden Demirtaş, “Yoğun yağmur nedeniyle mitingimizi ertelemiştik. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, ‘BDP Diyarbakır‘da miting yapamaz hale geldi. Mitinge 20 kişi gelince, yağmuru bahane ederek iptal ettiler’ dedi. Bu meydandan çekilen fotoğrafa iyi bak, KCK operasyonları etkili olmuş mu olmamış mı, ona göre konuş” diye konuştu.

KCK operasyonlarını değinen Demirtaş, “KCK tutuklularını asla yalnız bırakmayacağız. Bizim onurumuzdur. Onurumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz. Hepimizi zindanlara tıksanız bile geri adım atmayacağız. Bu nedenle kim ki nerede tutuklanıyorsa onun yerine 10 arkadaşımız görev almalıdır, 100 arkadaşımız görev almalıdır. Ancak bu şekilde partimizi, bu halkın hareketini büyüterek bunlara cevap verebiliriz” dedi. “Biz ‘kardeşlikten, barıştan yanayız’ derken kurbanlık koyunuz demiyoruz” ifadesini kullanan Demirtaş, şunları kaydetti:

“Ciddi olduğumuzu söylüyoruz. Eğer onurlu bir barıştan yanaysanız Kürtler dünden razıdır. Anayasa tartışmasını sürdürüyoruz. Eğer meseleyi anayasada çözmek istiyorsanız taleplerimiz ortada. Öncelikle anayasaya giden yolu temizlememiz lazım, mayınlı bir yolda yürüyerek hedefe ulaşılmaz… Yeni anayasada Kürt sorununu çözeceksek, anadilde eğitim olmak zorundadır.” X

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de sorunun çözümünün yegane yolunun istişare ve müzakere olduğunu belirtti. Bu arada, mitingin ardından dağılan bir grup, Bağlar ilçesinde polise taş, motolofkokteyli ve havai fişekle saldırdı. Polisin biber gazı ile müdahale ettiği grup, ara sokaklara kaçtı. Bazı göstericiler gözaltına alınırken, polise atılan bir ses bombasının isabet ettiği sivil araçta maddi hasar meydana geldi. Bu esnada yoldan geçen iki vatandaşın da yaralandığı öğrenildi. (AA)

BDP’li Kaplan: Bu Meclis AKP’nin Meclisi mi?

BDP’li Kaplan: Bu Meclis AKP’nin Meclisi mi?

02/12/2011 15:39

BDP Grup Başkan Vekili Hasip Kaplan, AKP’nin çoğunlukçu anlayışı nedeniyle tüm araştırma önergelerinin rededildiğini belirterek, “Bu meclis halkın sorunlarını araştırmayacaksa ne yapacak? Bu Meclis AKP’nin Meclisi mi” diye sordu.

BDP'li Kaplan: Bu Meclis AKP'nin Meclisi mi?

TBMM‘de bir basın açıklaması yapan Kaplan, AKP‘nin mecliste çoğunluk diktası kurduğunu, muhalefet partilerinin önerilerini dikkate almadığını, KHK’ler ile bypass ettiğini vurgularken, “Diğer yandan önergelerle bitime kadar çalışma yöntemi ile yasamanın kalitesiz, sağlıksız çalışma sürecine girildiğini” iddia etti. Kaplan şöyle devam etti:
Türkiye‘nin temel sorun alanlarını teşkil eden konularla ilgili olarak araştırma komisyonu kurulması her defasında AKP‘nin çoğunlukçu anlayışı nedeniyle reddedildi. Bu meclis halkın sorunlarını araştırmayacaksa ne yapacak? Muhalefetin önergeleri reddediliyor. Bu Meclis AKP‘nin Meclisi mi? İki gün sabahlara kadar meclis çalıştı, meclis manzaraları utandırıcıydı, uyuyan meclis istemiyoruz. Biz Meclis çalışmasın demiyoruz, meclis halkın gerçek gündemi ve sorunları için çalışsın, ama sağlıklı çalışsın. Bu tarz çalışma AİHS’nin 4.maddesinde bulunan zorla çalıştırma (angarya) yasağına giriyor.”

TUTUKLU MİLLETVEKİLLERİ
Tutuklu vekillerin hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadığının altını çizen Kaplan, “Masumiyet Karinesi” gereği YSK’nın kesinleşen kararı ile milletvekili olduklarını vurgulayarak “Milletvekili oldular dokunulmazlık kazandılar” dedi. Sadece meclis albümünde bulunan tutuklu milletvekillerinin odaları, sekreterleri, danışman, özlük hakları dondurulduğunu da söyleyen Kaplan, “Bu haklarının verilmemesinin nedeni olarak yemin etmedikleri gösteriliyor. Yemin şartı için yargısal bir engel yok. Engel tamamen idaridir” dedi. TBMM Başkanı’nın “En azından gidip cezaevinde ziyaret edip durumlarını, nasıl yerde kaldıklarını bir görmeliydi” diyen Kaplan, “Daha kendi vekillerinin haklarına sahip çıkamayan bir meclis, vatandaşı için ne yapabilir” diye sordu.

“BAKAN KILIÇ, YANILTIYOR”
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın kamuoyunu yanılttığını da iddia eden Kaplan, “Dediği gibi bu kanun TBMM ortak ürünü değildir. Biz bunun içinde yokuz. Açıkça kamu vicdanı rahatsız dedik ve imzamızı geri çekip muhalefet ettik” dedi. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay için verdikleri gensoruya ilişkin kullandıkları red oyunu eleştirmesini değerlendiren Kaplan, “Biz İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin için gensoru verdik. Konusu da Van Depremi’ne ilişkin yaptıklarıydı. Ama red oyu verdiler. Bu verdikleri gensorunun da içeriğine bakarsanız deprem ile ilgili olmadığını göreceksiniz. Bu işin sorumlusu Başbakan’dır. En az 10 bakan daha sorumludur. Bizi eleştirmek için önce kendilerine bakmaları lazım. Kaldı ki biz özgür irademizle kararlarımızı veririz” dedi. (ANKA)